Bu içeriği paylaşın:
Kadın-erkek eşitliği sadece bir günün konusu mu? Değişimin ailede başladığını ve kadının en güçlü kalkanının eğitim ile ekonomik bağımsızlık olduğunu vurgulayan Naciye Aslan, gerçek 8 Mart kutlamasının ancak zihniyet devrimiyle mümkün olacağını hatırlatıyor.
Naciye ASLAN
Her yıl 8 Mart’ta kutlanan Dünya Kadınlar Günü, gerçekten “kutlamaya” değer bir gün mü? Kadınların, canları pahasına erkeklerle eşit haklara sahip olmak için başlattıkları o büyük mücadelenin meşalesi sönmemiş olsa da, ne yazık ki bugün hâlâ tam anlamıyla bir eşitlikten söz etmek mümkün değil.
Cahiliye devrinde kız çocuklarının diri diri toprağa gömülmesiyle bugünkü manzara arasında, şekil değiştirmiş olsa da acı bir benzerlik var. Bugün bir kız çocuğu veya bir kadın istismara uğruyorsa, bu onun için toprağa girmek kadar ağır ve karanlık bir durumdur. Dünyanın neresinde olursa olsun, eğer kız çocukları hâlâ hor görülüyor ve erkek çocuklarından farklı muamele görüyorsa, katetmemiz gereken daha çok yol var demektirDeğişim, her şeyden önce ailede başlamalıdır. Erkek çocuklarını üstün tutan babalar, kız çocuklarına da aynı değeri ve hakları tanıdığı an kadının toplumdaki konumu kökten değişecektir. Erkek egemenliğinin hüküm sürdüğü coğrafyalarda kadınlar, kendilerini ezdirmemeyi ve kararlılıkla hak aramayı sürdürdükçe, gerçek eşitliğin yolu açılacaktır. Kadının bu özgürlük ve eşitlik yürüyüşünde en güçlü kalkanı hiç kuşkusuz eğitim ve ekonomik bağımsızlığıdır. Kendi ayakları üzerinde durabilen, haklarını bilen ve savunan her kadın; sarsılmaz bir kale demektir. Ancak bu sadece kadınların omuzlarına yüklenmiş bir yük olmamalıdır. Gerçek eşitlik, erkeklerin de bu zihniyet devrimine katılmasıyla, kız çocuklarını ’emanet’ değil, ‘birey’ olarak gören bir anlayışın yerleşmesiyle mümkündür.
Her yıl 8 Mart’ta kutlanan Dünya Kadınlar Günü, gerçekten “kutlamaya” değer bir gün mü? Kadınların, canları pahasına erkeklerle eşit haklara sahip olmak için başlattıkları o büyük mücadelenin meşalesi sönmemiş olsa da, ne yazık ki bugün hâlâ tam anlamıyla bir eşitlikten söz etmek mümkün değil.
Cahiliye devrinde kız çocuklarının diri diri toprağa gömülmesiyle bugünkü manzara arasında, şekil değiştirmiş olsa da acı bir benzerlik var. Bugün bir kız çocuğu veya bir kadın istismara uğruyorsa, bu onun için toprağa girmek kadar ağır ve karanlık bir durumdur. Dünyanın neresinde olursa olsun, eğer kız çocukları hâlâ hor görülüyor ve erkek çocuklarından farklı muamele görüyorsa, katetmemiz gereken daha çok yol var demektir.
Değişim, her şeyden önce ailede başlamalıdır. Erkek çocuklarını üstün tutan aile yapısı, kız çocuklarına da aynı değeri ve hakları tanıdığı an kadının toplumdaki konumu kökten değişecektir. Erkek egemenliğinin hüküm sürdüğü coğrafyalarda kadınlar, kendilerini ezdirmemeyi ve kararlılıkla hak aramayı sürdürdükçe, gerçek eşitliğin yolu açılacaktır.
Kadının bu özgürlük ve eşitlik yürüyüşünde en güçlü kalkanı hiç kuşkusuz eğitim ve ekonomik bağımsızlığıdır. Kendi ayakları üzerinde durabilen, haklarını bilen ve savunan her kadın; sarsılmaz bir kale demektir. Ancak bu sadece kadınların omuzlarına yüklenmiş bir yük olmamalıdır. Gerçek eşitlik, erkeklerin de bu zihniyet devrimine katılmasıyla, kız çocuklarını ’emanet’ değil, ‘birey’ olarak gören bir anlayışın yerleşmesiyle mümkündür.
Asıl düşündürücü olan ise şudur: “Erkek egemenliği” diyen zihinler, kadınlar olmadan yaşamın süremeyeceğini, hayatın döngüsünün kadınla var olduğunu nasıl anlamazlar? Mantığın bittiği yerde kadınların dik duruşu başlamalıdır. Mücadeledeki bu kararlılık sürdüğü müddetçe, eşitliğin sağlandığı o aydınlık günleri mutlaka göreceğiz. İşte o zaman 8 Mart, çok daha içten ve gerçek bir bayram gibi kutlanacak.
#8 Mart Dünya Kadınlar Günü #Kadın Hakları #Kadın-Erkek Eşitliği #Naciye Aslan #Toplumsal Cinsiyet Eşitliği #Ailede Eğitim #Kadın Mücadelesi #Kadına Şiddetle Mücadele
